Konum
Anasayfa > multimedya > Röportajlar > “Beste çalarsak gelirim abi”

“Beste çalarsak gelirim abi”

Kesmeşeker, 80’lerin sonundan beri “dipten ve derinden” varlığını sürdürüyor. Ne televizyonlara çıkıyor, ne radyolarda en çok istek alan parça onların oluyor. Ama Kesmeşeker, yine de albüm yapmayı, “varolmayı” elden bırakmıyor. Dördüncü albümleri “İnsülin”i yayınlayan grubun şarkıcısı, söz yazarı ve bestecisi Cenk Taner’le Kesmeşeker üzerine konuştuk…

Kesmeşeker macerası nasıl başladı?

Cenk Taner: Ben ortaokuldayken İzmit’te oturuyordum. Kimsenin bir enstrüman çaldığı yoktu ama, çeşitli arkadaşlarla bir grup oluşturduk. İstanbul’a geldikten sonra arkadaşlarım Gölcük’ten aradılar. bir arkadaşımız vardı, hiçbir şey çalmazdı ama, bütün aletlere sahipti. “Beste çalarsak gelirim” dedim, kabul ettiler. Uzun yıllar prova yaptık.

Kimleri dinliyordun o zamanlar?

Dışarıya tek bağlantı TRT 3’tü. Takip etmeye, etkilenmeye başladığım grup Beatles’dı. Elime ne geçerse topladım. 10 CC’yi sevdim, Türklerden Erkin Koray’ı MFÖ’yü, Bülent Ortaçgil’i seviyordum, Barış Manço’yu çok dinliyordum, “Yeni Bir Gün” dönemlerini… Ama özellikle Beatles’tan ve Paul McCartney’den etkilendim, onu daha kuvvetli, daha armonik bir besteci olarak görüyorum. Satıcı vir herif ama, iyi bir besteci.

İlk albümden önce çeşitli yerlerde çaldınız mı?

Kadıköy’de Ambiance Bar’da çalıyorduk, yine beste çalıyorduk ama, İstanbul’dan bir tek ben vardım, diğerleri gecenin bir vakti İzmit’e dönüyorlardı, sabah 7’de kalkıp işe gidiyorlardı.

O zamanlardan bir tek sen kaldın galiba…

Grubun öyle bir havası oldu, bir tek ben kaldım, sürekli ayrılmalar oldu.

Niye beste çalmaya yöneldiniz de mesela cover’ı tercih etmediniz?

Dinlediğim adamların etkisi belki… Mesela Beatles dinleyen adamların genellikle bir tarzı var, kendi sözünü kendin söylemen gerektiğini öğreniyorsun. Var olmak istiyorsan, kendi sözünü söylemelisin… Beatles iyi bir hoca aslında…

İlk albüme nasıl giriştiniz?

Çok az paramız vardı, çok kısa sürede her şeyi bitirdik, hiç tanımadığımız İMÇ’ye gittik. İki tane plak şirketine, Kalan ve Güneş’e gittik, ikisi de kabul etti. Kalan’a verdik hasbelkader. O albümle grubu tutanlar, bir daha grubu hiç bırakmadılar. Sonra konserler başladı, hep doluydu salonlar. o kasette çok farklı denemeleriniz de vardı. Mesela herkes “İstanbul” şarkısını bilir, aslında piyasa şarkısı gibi bir şeydir. Her şey vardı o albümde, reggae de vardı, rock da. Rock gruplarının alışık olmadığı konuşur gibi bir vokalim vardı, sözlere abanıyordum.

Sonraki albümler?

92’de gece gruptan kopmalar oldu. Bilsak’ta çalıyorduk o sene. İşler yolunda gidiyordu, ikinci albümün zamanının geldiğini düşünüyorduk, parçalar hazırdı ama para yoktu. Şans işte, Almanya’dan bir radyo geldi, İstanbul’daki rock gruplarıyla ilgili program yapıyorlardı. Röportaj yapıldı, bin mark telif verdiler. Tam kayda girecekken ilaç gibi geldi. Pek ahım şahım kayıtları olmadı, hatta biraz güme gitti… Üçüncü albümde davulcumuz yoktu ve drum machine kullanmak zorunda kaldık. Bu da her şeyi mahvetti tabii. Bu son albümde sound problemlerini de çözdük, hoş bir iş çıktı. Sözlerden de memnunum, bey zamanlarda yazıldılar ama, Kesmeşeker’in söz açısından en iyi albümü… Bazıları aşırı gerçekçi ama, slogan atan, provokatör bir grup olmadığımız için, bireysel bir yerden yola çıkarak yazılmış şarkılar. Belki de provoke edilmesi gerekiyor insanların, o kadar da emin değilim. Kesmeşeker’in varoluşçu bir tarafı da var, bireysel olanın insanlığı bağladığı mantığıyla gidiyoruz.

Demir Özlü’ye teşekkür etmişsiniz…

Sevdiğim bir yazar. Sürrealist ve varoluşçu bir tarafı var. Bütün kitaplarını okudum onun. Bazı şarkılarımızda geçer Demir Özlü’nün romanlarından parçalar. “Kusursuz Cinayetler Çağı’da Albert Camus’den, “Başkaldıran İnsan” kitabından yola çıkan bir şarkı.

“Feridun Bey” şarkısı, hikayeci bir geleneğin izini sürüyor gibi…

Evet. İnsanlar bunu daha kolay benimsiyorlar. O şarkı da sevildi zaten. “Acıların Kralı” daha parça parça mesela, bir hikaye yok ortada. Genelde şarkıları öyle yazmam ama, onu yazarken ayık değildim, şarap içiyordum. Emin değildim, ayılınca sevdim.

İlk dönemlerde Beatles etkisi vardı, şimdi kimleri dinliyorsun?

Yeni dalga İngiliz gruplarını çok seviyorum. Keith Richards’ın solo albümlerini çok severim, dünyada rock’n roll’u sürdüren tek adam… Jeff Buckley’i ve Radiohead’i sevdim. Yeni müzikleri takip etmeye çalışıyorum. Türkiye’yi de hep takip etmeye çalıştım, eski 45’likleri de, yeni grupları da…

Diğer elemanlar beste yapmıyor mu?

Bugüne kadar hep ben yaptım, ama bundan sonra böyle olacak diye bir şey yok. Sözlerde daha hassasım, başkasının sözlerini okumak daha zor. İyi kötü bir tarz oturttuk, bu tarzın dışında besteler de olsun, bu iyi mnidir, kötü müdür, tam karar vermiş değilim. Bir albümde beş tane “normal” Kesmeşeker şarkısı, beş tane “anormal” Kesmeşeker şarkısı… Türkiye’de fazla tepki alamıyorsun, bşr kere çok kemik bir rock dinleyici var, kafanın estiği gibi davranamıyorsun. Yaptığın bir işi o dinleyiciye anlatmak, sound’u değiştirmek çok zor. Grup otobüs gibi, manevra yapmak kolay değil…

Solo da çalışabilirdin, neden grubu tercih ediyorsun?

Çete mantığı gibi bir şey… Daha güçlü bir yapıda hissediyor insan kendini.


 

Röportaj: Merve Erol
ROLL / Mayıs 1998

Kaynak: Duygu Çalışkan (Arşiv)

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Top