Konum
Anasayfa > multimedya > Röportajlar > Cenk Taner ve Metin Kurt Yazar Cemiyeti Röportajı

Cenk Taner ve Metin Kurt Yazar Cemiyeti Röportajı

Kesmeşeker 20. yılını  yeni albümleri “Doğdum Ben Memlekette” ile taçlandırdı.  Hem grubun şarkı sözü yazarı ve solisti Cenk Taner’le  hem de futbolcuların sendikal hakları olması için çaba sarfeden bu mücadelesi nedeniyle de  yalnız bırakılan Galatasaray’da ve milli takımda forma giymiş döneminin en önemli futbolcularından biri Metin Kurt’la biraraya geldik.  Çünkü ikisinin de yolu bu albümde kesişti.

 

“Doğdum Ben Memlekette”  yedi yıl aradan sonra yaptığınız ilk Kesmeşeker albümü. Albümsüz geçen yedi yıllık zaman diliminde neler yaptınız?

Cenk Taner: Biz üretmeye ve çalmaya devam ediyorduk ama çok fazla sunum yapmıyorduk. 20. yıl vesilesiyle çok konser oldu. Ama bu kadar duyulmuyordu. Yine biz ortalardaydık. Hepimiz işlerimizi yoluna koyduk. Grup daha çok pişti, hayatın içinden geçti sonuçta da bu albüm çıktı ortaya.

Metin Kurt, Kesmeşeker’in müziğine nasıl dahil oldu?

C.T: Biz 20. yıl nedeniyle bir albüm yapacaktık. O albümde “Metin Kurt yalnızlığı” diye bir şarkı vardı. Ben evde o şarkıyı eşe, dosta çalıyordum. Şarkı piştikten sonra albüme koyduk. Daha da ileri giderek Metin abiden izin alıp kapağa resmini koyduk. Metin abinin duruşu, yaptığı işler, şu karmaşa ortamındaki net duruşunu alıp kapağa taşıdık. Çok da iyi oldu, çok etkili oldu.

Kesmeşeker size böyle bir istekle geldiğinde sizin tepkiniz nasıl oldu?

Metin Kurt: Kesmeşeker öyle bir talepte bulunmadı. Ben albümün çıkma noktasında Cenkin. Şu anlamda sevindim; yıllardır mücadele veriyoruz. Bu düzenin sporu, spor emekçileri vardır. İşçi sınıfı  üretim sürecinde verdiği mücadeleyi yeniden üretim sürecine taşıyamamıştır. Yeniden üretim süreci aslında sömürünün  yeniden üretildiği bir alan haline gelmiştir. Nedir bu alanlar? Sanat, kültür, spor. Hepsi metalaşmıştır. O alandaki insanların hepsi piyasa değeriyle ölçülür hale gelmiştir. Bu çerçevede baktığımızda Cenk gibi kardeşlerimizin var olması benim yaptığım mücadelede bana güç katmıştır, bana hız vermiştir. Şu anda bende en verimli dönemimi yaşıyorum. Cenk, Metin Kurt’un yaptığı mücadeleyi genç insanlara da göstermiştir. Onların bu mücadeleyi anlamasını sağlamıştır.

 

Kesmeşeker medyada bugünkü kadar  ilgi odağı olmadı. Geçmişte Metin Kurt’un verdiği mücadele de medya tarafından görmezden gelindi. Ama bu iki ismin ortaya çıkardığı iş medyadan yoğun ilgi gördü. Bu durum sizce tuhaf değil mi?

C.T: 20. yıla gelince nedense bugüne kadar görmezden gelen insanların vefa borcu çıkıyor. Oraya da bir soru işareti koyayım. Bir de Metin abi’yi basında yazmak isteyip yazamayan çok insan vardı. Ben onu da biliyorum. Dolayısıyla bu bir vesile oldu. Ve herkes albüm üzerinden günah çıkardı. Metin abi’yi tekrar yazmaya başladılar. TRT’de bile klip hazırladılar. Halbuki Metin Kurt yıllardır buradaydı. Bir yere gitmemişti ki.  Biraraya gelince bir infilak oldu. İnfilak olunca da o ışıktan kimse kaçamadı. İnsanlar vefa borçlarını ödediler. Çünkü Metin abiye mahçuptular. Bu açık açık böyledir. Yıllardır aynı yolda yürüyorsanız siz farkında olmasanız da yaptığınız iş iz bırakıyor. İzleyenleriniz oluyor. Bu aslında büyük bir kitle de oluyor. Bu tıp durumlarda ortaya çıkıyor hepsi. Hiçbir şey boşa gitmiyor.

M.K: Aynı çizgide devam eden günümüzde çok az insan kaldı. Biraz da işin bu boyutu var. Biz çizgimizi değiştirmedik.

Türk futbolunda bu sezon şike iddiaları konuşuldu hep. Türk futbolunun içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

M.K:  Şike, rüşvetin sportif yanıdır. Bir ülkede rüşvet varsa sporda şike olmaması mümkün müdür? Sonuç olarak bir batakhane var. Şiddet yasası bu bataklığı kurutma yasası değil parfümleme yasasıdır. Yöneticilerin kendilerini politikleşen tribünlerden kurtarma yasasıdır. Eğer gerçekten bu bataklığı kurutmak istiyorlarsa spor-iş yasasını çıkarmalılar. Çünkü milyonların döndüğü spor ortamında yasal bir düzenleme yok. Kulüpler hala dernek statüsünde çalıştırılıyor. Bunları yöneten iş adamları kendi işlerini de bu kadar borçlandırıyorlar mı? Bütün kulüpler borçlu. Düzenin sporundaki sporcular da örgütlü değil. Çünkü iş kanununda bile “sporculara uygulanmaz” maddesi var.

Albümde size “Yalan söyleyen ve rotayı da söylemeyen” bir İsmail  var. Kim bu İsmail ?

C.T: Herkesin bir İsmail’i vardır. Ben onu dedemin çatı katından çıkan 1800’lerden kalma bir kitaptan almıştım. İsmael’di aslında o. İngiliz hükümetinin 1800’lerde Hindistan’a gönderdiği koloni kitaplarından bir tanesi. Benim çıkış noktam oydu. Bunu da ilk kez söylüyorum. İngiliz sömürge bakanlığının bastığı bir kitap Hindistan’dakileri el altında tutmak için.

Yazdığınız şarkı sözlerinde hayal kırıklığı, yalnızlık, şanssızlık ve parasızlık var. Ve bunları ağırbaşlı bir şekilde kabulleniş de var. Hiç isyan noktasına geldiğiniz olmuyor mu?

C.T: Bu yapı meselesi. Ben ağır ve sakinimdir. Ama sakin adamın kızması da şiddetli olur.  Şarkılara öfkeli halimi yansıtmıyorum. Onlar yaşadığımız haller. Sisteme dair şarkılar aslında parasızlık, sevgisizlik bunlar insana yapışmış değersizlikler. Meselemiz onlarla. Biz o acıyı çekerek naklen yayın yapıyoruz. Herkesin derdine derman oluyoruz. Ama bunu bağırıp çağırmadan yapıyoruz. Çok sloganvari bir grup değiliz.  Meselemizi satır aralarına yedirerek anlatıyoruz. Ama bu albümde “Metin Kurt Yalnızlığı”, “Herşey sermaye için sevgilim”, gibi slogan olmaya yatkın şarkılarımız var. Geçenlerde gördüm duvara yazmışlar “Her şey sermaye için sevgilim” diye. (gülüyor)

M.K: Ama çok özlü bir söz.

C.T:  Yani o bir aşk şarkısı gibi başlayıp başka yerlere giden bir şarkı.

Fotoğraflar: Tuba Kılıç

 

Bir Cevap Yazın

Top