Konum
Anasayfa > multimedya > Röportajlar > İcab-ı Hal Dergisi Röportajı / Mart 2012

İcab-ı Hal Dergisi Röportajı / Mart 2012

“Asi olan bir şeyi sistem içselleştirir; onu eritir ve kendi içinde zararsız hale getirir, rock müziğe yapılan da budur: paraya çevirmek.” 

İcab-ı Hal / Kesme be şeker! / Mart 2012

İcab-ı Hal dergisinden özge ince’nin cenk taner röportajı

90’lı yılların en önemli gruplarından Kesmeşeker 8 yıl aradan sonra yeni albümüyle karşımızda. ‘Doğdum Ben Memlekette’ isimli yeni albümün en dikkat çekici yanı ise; albümde sosyal­ist kimliğiyle öne çıkan eski futbolcu Metin Kurt adına bir şarkının yer alması ve albüm kapağında da Metin Kurt’a yer verilmesi. 20 küsür yıldır ayakta kalmayı başarabilmiş, tüm zorluklara rağmen çizgisinden taviz vermemiş bir grup Kesmeşeker. Öyle ki daha ortada albüm yokken bile, 1991 yılında (bu dönemde grubun davulcusu da tersane işçisidir) Zonguldak’tan Ankara’ya yürüyen maden işçilerine destek konserinde, Halepçe Katliamı sonrası düzenlenen konserde yer almaktan çekinmeyen, hiçbir za­man göz önünde olmayan; ama hep bir yerlerden dinleyicileri çıkan bir grup… Hal böyleyken biz de, grubun değişmez vokali ve aynı zamanda söz yazarı Cenk Taner ile hem grubu Metin Kurt’la birleştiren süreci, hem de günümüz Rock müziğini konuştuğumuz az sorulu bol sohbetli bir röportaj gerçekleştirdik.

Özge İnce : 8 yıl aradan sonra gel-en albümle Metin Kurt’u birleştiren neydi?

Cenk Taner : Kesmeşeker’in bu duruşu yeni bir şey değil. 90’larda Kesmeşeker’in daha albümü yokken, maden işçilerinin Ankara yürüyüşü olmuştu. O zaman için bu büyük bir olaydı; işçi sınıfının yaptığı en büyük eylemdi. Onun için bir konser düzenlenmişti Caferağa’da ve biz oraya çıkan tek rock grubuyduk. O za­man keskin sol dediğimiz kitle elektrik gitarı duyunca salon ikiye ayrılmıştı. Salonun yarısı alkışladı, yarısı hiçbir şey yapmadı. Birçok insan da çekinip çıkmamıştı bu konsere. İkincisi, yanlış hatırlamıyorsam 91-92 yıllarında Açıkhava Tiyatrosu’nda, Halepçe Katliamı sonrasında düzenle­nen konserde yer almıştık, yine birçok insan oraya da çıkmaya çekinmişti. 20 yıl böyle gidince Metin Kurt bizim ister istemez karşımıza çıktı. O da kendi yolundan dönmemiş ve kendi mücadelesinde yalnız bırakılmıştır. O yalnızlık da bizimle çok örtüşen bir durum. Kesmeşeker’in çok bireysel şarkıları da vardır; ama o bireysel­lik altından içten içe bir muhalefet vardır her zaman. Ben hep derdim, Kesmeşeker sol tandanslı bir gruptur; ama belki de çok slogan atmadığımızdan, o tarafımızı çok açığa çıkarmadık. Bu albüm kapağıyla bunu açığa çıkarmış olduk. Metin Abi, alışılmadık işler yapmış ve inandığı değerler uğruna yol almış. Sendika kuran bir futbolcu kendisi. Sporcu tiplemesine baktığımızda bunun çok dışından durmuş bir insan ve bizim duruşumuzla çok örtüşen bir tavrı olduğu için onu kapağa koyduk. Meşhur bir topçuyu albüm kapağına koyarsan başka bir şey olurdu, Hakan Şükür’ü koysan hükümet destek mestek bir şeyler atardı belki (gül­üyor). Ama biz öyle düşünmedik tabii ki, Metin Kurt kapağımıza hoş geldi. Bu sayede onu yıllardır anmayan ve ismini unutturmaya çalışan ana medya ve spor basını da ona yer vermeye başladı, vicdanını temizlemiş oldu. TRT’de bile hakkında program yapmışlar, arkada bizim şarkı çalıyor. Bir nevi iade-i itibar oldu. Müzikle spo­run birleşmesi ve aslında politikanın da birleşmesi bunun yazılmasını sağladı. Futbolculuğu kadar politik duruşu da iz bırakmışken, bu dönemde tekrar gündeme gelmesi çok doğru oldu. Metin Kurt’la tanışmak benim de futbola bakış açımı değiştirdi, taraftarlık olayı bende azaldı, artık başka bir gözle izliyorum maçları.

Ö.İ. : Rock müziğin kökeninden yola çıkarak bugünkü rock gruplarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

C.T. : Rockın kökeninde asilik vardır, baş kaldırı vardır derler. Aslında Afrikalı zencilerin çıkardığı müzik hali kalmadı,bütün dünyadan herkes bir şeyler kattı bu müziğe. Ancak o kökene bakarsak doğru; Afrikalı pamuk işçilerinin söylediği bluesdan türe-medir. Şimdi ise dev plak şirketleri var. Büyük bir sektör haline geldi. Asi olan bir şeyi sistem içselleştirir; onu eritir ve kendi içinde zararsız hale getirir, rock müziğe yapılan da budur: paraya çevirmek. İran’da, Suriye’de de rock grupları var; ama Anglosaksonlarla buradakiler hiçbir şeyde olmadığı gibi bunda da eşit değiller. Ülkenin endüstrisi, kapitalist olma düzeyi fazlaysa rock grupları o kadar meşhur olur.Bunlara rağmen çizgisini koruyan gruplar var tabii; ama bunlar da bunun bedelini ödeyerek, piyasada o kadar satmayarak, başka işlerle uğraşarak bunu ödediler. Biz didaktik manada değil, bu da oluyor manasında yaptık bu işi.Bugün ise çok fazla kişisel grup var, tavır olarak bakarsak pop müziğin roc-ka uyarlaması gibiler. Politik anlamda boş kalıyorlar; çünkü onu dinleyecek bir toplam yok. Politik sözleri yedirmek de iki arada bir derede bir şeydir, çok politik yaparsan gazete formu metni gibi kalır, edebilik de önemlidir. Edebiyatla iç içe olmak, belli kelime-lere sıkışıp kalmamak ve bir de politik tavrını belli edebilmekle ilgili şeyler ve bunu yapanlar da yaparlar zaten. Oysa rock müziğin yıllarca böyle bir algısı olmuş: sahneye çıkalım, içelim, kızlar gelsin… Rock müziğin böyle bir durumu yoktur aslında.

Ö.İ. : Peki tüm bu köken sohbetinin ardından soralım; piyasalaşma hakkında ne düşünüyorsunuz?

C.T. : Sistemin yapısı bu, nerede para varsa oraya gider. Birisi çok asi bir laf ettiği zaman sistem ondan yüz tane birden koyar; ama 99’u sisteme hizmet ederken bir tanesi doğruyu söyler. Çoktan seçmeli test gibi bir şey. Onların yaptığı test sistemi hayatımızın her alanında.

Ö.İ. : Kesmeşeker’in bu piyasadaki yeri nedir?

C.T. : 20 seneyi geçmişiz. Bunun da bedelini ödemiş bir grubuz. Klibi-miz çok azdır. Şimdilerde daha fazla konser veriyoruz; ama ondan önc-esinde arayan bulurdu bizi. Gazeteci arkadaşlar konserlere gelip biz böyle konser görmedik diyebiliyorlar, 25 şarkı söylüyorsak 25’ine birden eşlik edilir bizim konserlerimizde. Gizli bir örgüt gibi olmuş dinleyicilerimiz. Bunu piyasa şartlarına uymayarak, kendi konumumuzu koruyarak sağladık yıllar içinde.Bir de samimidir Kesmeşeker, tepeden bakmacı bir tavrı yoktur. 20 senelik altyapıdan sonra şimdi artık bilmeyen de bilsin konumu oldu. Onu, o işin tarihini yazan insanlar yazar, ben isim-lendirmeyeyim. Kesmeşeker belgeseli de çekiliyor zaten; ama Kesmeşeker üzerinden 90’ların Türkiye panaroması gibi bir şey.Bilenler çok sever, bilmeyen de hiç bilmez bizi. Arası yoktur bu grubun.

Ö.İ. :Son olarak üniversite der-gimizde, üniversite ve üniversiteli-ye bakış açınızı öğrenebilir miyiz?

C.T. : İletişim Fakültesi mezunuyum ben de, 1986 girişliyim. Bizim zamanımız, 80 sonrası olduğundan oldukça baskıcı bir dönemdi. Şimdi açıktan o türde bir baskı yoktur belki de; ama özellikle YÖK ile şekillendirilmek istenen bir üniver-siteden bahsediyoruz. Öğrenme metodlarını öğretmekle ilgisi olma-yan bir sistem bizdeki; üniversiteler aslında yüksek lise gibi. Bir üniver-site nasıl olur, öğrenme sistemleri nelerdir, bir şey nasıl araştırılır kimse bunları anlatmaz, öğretmez. Tamamen ezbere dayalı olan sistem kendisine kuzu öğrenci tipi içerisinden adam yetiştirme derdinde. Türkiye’de üniversiteler buna hizmet ediyor daha çok. Bunun sonucunda da öğrencilerin siyasetle ilgilenmesi günahtır, ayıptır.

Ö.İ. : Teşekkürler…

Bir Cevap Yazın

Top