Konum
Anasayfa > multimedya > Röportajlar > Kesmeşeker BirGün Röportajı / Ocak 2012

Kesmeşeker BirGün Röportajı / Ocak 2012

‘Cilalı bir rock grubuna göre daha ahşap bir halimiz var’
Kadıköy, çay, tütün ve Kesmeşeker… Çok fazla söze gerek yok. Kadıköy’de âşık olan bilir aklımdan geçeni. Okulu kırıp Süreya Sineması’nın karanlığına sığınan bilir.

Moda sahilinde başını sevgili omzuna yatırıp güneşi batıran belki. Hasır’da “gitmeli buralardan” diye hayallenen. Dalgakıran’da ucuz şaraba şiirler düzen… Cenk Taner şarkıları hep bir Kadıköy güzellemesi gibi geldi bana. “Karşı”nın çocuklarıydık biz ve o “karşı”nın çocuklarının marşlarını yazıyordu sanki. Takıp kulaklıkları kulağımıza bağırıyorduk bir ağızdan göğün grisine: “İşte güneş, hiç batmadı ki!”

 

Melisa Kesmez / BirGün
Yedi yıl sonra sekizinci albümüyle, hayatın bütün cüssesiyle üzerimize abandığı, maçta yenilmekten bıktığımız günlerde yetişti imdadımıza Kesmeşeker. ‘Doğdum Ben Memlekette’, önceki albümler gibi mutsuzluk şarkılarıyla mutluluğumuz olmayı takmış kafasına. Alın teriyle dolu kaplarda boğulanlara adanmış.

20 yıldır bizi yer yer dağıtan, yer yer toplayan şarkılar yazıyorsunuz. 20 yıl herhangi bir şeyin dağılmadan bir arada kalması için yeterince uzun bir süre. Nasıl başardınız bunu?

Kolay olmadı. Bir rock grubunu bırakın dört tane herhangi adamın bile Türkiye’de 20 yıl bir arada kalması çok zor. Bizde de eleman değişiklikleri olmadı değil ama bir şekilde yola devam ettik. Ama tabii kafayı kırmak gerekti. Herkese tavsiye edebileceğim bir şey değil. Ama yine de görüyorsun, yapan yapıyor. (Gülüyor)

20 yıl Türkiye açısından da uzun bir süre. Siz Kesmeşeker olarak müzik yaptığınız ortamın değişiminden nasıl etkilendiniz?

Biz ankesörlü telefon çağından geliyoruz. Her şeyden önce bugün iletişim bambaşka bir noktada bizim bu işe başladığımız günlere kıyasla. Düşün ki, o vakitler iletişim mektup yoluyla sağlanıyordu. Konserlere sadece duyan geliyordu.

Ülke özelinde bakarsak…

20 yıldır sürekli kaos içinde olan bir ülkede yaşıyoruz. Hala da öyle. 90’dan bu yana çok şey değişti, özellikle sosyal anlamda. Ama bizim grup olarak hedefimiz her koşulda üretime devam etmek oldu. Bunu başarabildik sanırım. Kesmeşeker bence her şeye rağmen, yolunda giden bir grup olarak iyi bir örnek teşkil ediyor.

20 yılda sekiz albüm yaptınız, dile kolay…

Bana hiç 20 yıl gibi gelmiyor, biliyor musun? Sekiz albüm yaptık ama ben hala ilk günkü heyecanı taşıyorum. İlk albümün üzerinden 20 yıl da geçse amatör ruhumuzu hiç yitirmediğimizi düşünüyorum. Dinleyici de sağolsun bizi en başından beri çok sahiplendi. Hiç yalnız bırakmadı.

Kesmeşeker dinleyicisi diyince orada biraz durmak gerek. Sanırım sizinle aramızdaki “şey” müziği aşan bir şey…

Bunun en büyük nedeni hiçbir zaman ticari bir yapımızın olmaması bence. Bizim grup olarak gizli kaldığımız dönemler de oldu. O vakitler albümleri sadece duyan aldı. Konserlere duyan geldi. En başından beri çok iyi bir dinleyici kitlesi oldu Kesmeşeker’in. Bizi hep sahiplendiler, ne yapsak takip ettiler.

Yine de popüler olmanızı pek istemiyor sanki Kesmeşeker dinleyicisi…

20 yılın sonunda ister istemez bir popülerlik oluşuyor ama bu dediğiniz şeyi ben de duydum. “Cenk abi Moda’da otursun, televizyona çıkmasın” diyenler var. Bu tavrı anlıyorum. Yine de bence tanınır olmakla, popülerlik farklı şeyler. Tanınmak güzel ama popülerlik zaten bizim de peşinde olduğumuz bir şey değil.

Sizin en başından beri ‘kıyıda’ bir haliniz var zaten. ‘Ben müziğimi yaparım, dinleyen dinler’ hali. Hiç bilinmek, tanınmak istemediniz mi?

Gençken elbette bir bilinme telaşı oluyor insanın. Bizde de vardı bu. Ama o yıllarda dahi hiç ana medyaya çıkmadık. Klibimiz yoktu mesela. Aklımızda sadece üretmek vardı. Popüler olmayı kendine yediremeyen adamlar topluluğu olarak geziyorduk etrafta. Bir şarkı patlatalım da, her yerde çalsın gibi bir motivasyonumuz olmadı. Biz o dünyaya ait değildik. Kendimizi değiştirmeye de çalışmadık. Bildiğimizi yapmaya devam ettik.

“Geride ne bırakacağız?”ın derdine düştünüz mü?

İyi işler yapıp bitmeyen, süregelen bir isim olmak elbette çok güzel. Ama özel bir çabam olmadı hatırlanmak için. Bugün Kesmeşeker’in üç kuşak dinleyicisi var. Bunun için uğraşmadık ama sanırım samimiyet bunu sağladı. “Arayan bulur”du bizim tavrımız hep. Arayan da buldu zaten.

Türkiye’deki müzik ortamının neresinde görüyorsunuz kendinizi? Bunca tuhaf gürültünün ortasında?

Biz bunların dışındaydık hep. Çoğunluğunkine benzer bir derdimiz yok. Seyredip dinlediğimiz şeyler değil zaten. Bizim dışımızda bir realite. Biz kendi işimize bakıyoruz. Onlara bakıp zaman kaybetmenin gereği yok.

“Akşam akşam bizi dağıtan”, hayatımızın mühim anlarına fon olmuş mutsuzluk şarkılarından bahsetmek istiyorum. Nasıl çıkıyor o şarkılar?

Bir formülü yok aslında. Bazen bir anda çıkıyor, bazen uzun zaman alıyor. An geliyor, bir his doluyor içime, pat pat çıkıyor kelimeler. Aklıma sürekli bir şeyler gelir benim. Mesela şimdi oturup aklımdakileri derlesem bir albüm daha çıkar. Sürekli notlar alıyor aklım. Bir şeye bakıyorum, sokakta bir şey duyuyorum, bir şey seyrediyorum, bir şey okuyorum, aklıma durmadan bir şeyler geliyor. Sonra bir bakıyorum notlar birikmiş. Şarkılarımın içinde seyrettiğim filmleri, okuduğum kitapları bulmanız çok kolay.

Kesmeşeker şarkılarıyla ilgili en genel kanı şu: “Abi, bu şarkı resmen beni anlatıyor!” O şarkılar sizi mi anlatıyor aslında? Sizi anlatıyorsa, bizi de nasıl bu kadar güzel anlatıyor?

Elbette şarkılar benden çıktığı için beni anlatıyor. Ama işin az da olsa bir kurmaca kısmı var elbette. Ben de karşılaşıyorum sıklıkla bu bahsettiğin yorumla. Sanırım buradaki asıl konu samimiyet. Samimiyim ben. Gerçi bazen aşırı samimi olduğumu hissediyorum. Bu kadar samimiyet insanı bazen savunmasız bırakabiliyor.

Kesmeşeker dinleyicisini bir cemaat gibi bir araya getiren şey de bu samimiyet. Konserlerin ayin tadında geçmesi bundan…

Evet, aynen öyle. Bu samimiyetten kaynaklanan bir şey gerçekten. Samimiyet sahiplenmeyi getiriyor peşinden. Kurmaca bir halimiz yok. Beklentilere göre hareket etmiyoruz. Doğalında gelişiyor her şey. Üretim sürecinde bir parlatma, cilalama sürecine girmiyoruz hiç. B Cilalı ve parlak bir rock grubuna nazaran daha ahşap bir halimiz var. Eskitilmiş ahşap hatta…

Yer yer mutsuz, yer yer kırık, yer yer yalnız ve âşık bir adamın dilinden dökülüyor bildiğim Cenk Taner şarkıları… Öyle misiniz cidden?

Konserlerde de söylüyorlar bunu. Beni neşeli bir halde görünce “ya abi, biz seni hiç böyle tahmin etmiyorduk” diyenler oluyor. Şarkıları dinlerken herhalde elleri pardösüsünün cebinde, yağmur altında yürüyen bir adam olarak hayal ediyorlar beni. Oysa mutluluk ya da mutsuzluk göreceli kavramlar. Ana göre değişiyor benim de ruh halim. Öte yandan okuyup yazan, kafası çalışan insanların şu gezegende ‘mutlu’ olabilmesi çok da kolay değil. Eğer bir mutsuzluktan bahsedeceksek, bu gezegene ait bir mutsuzluk olabilir. Mutsuz biri değilim ama kafamda sürekli bir şeyler döner benim. Şansım bunu yazıp dökebiliyor olmam.

Sizin içe kapanık, sessiz bir haliniz de var. Ama işin bir de sahne tarafı var…

Konserlerde biz dinleyiciyle daha ilk şarkıdan itibaren aynı dünyaya dâhil olduğumuz için sanki bir meyhanede oturmuş da içip sohbet ediyormuşuz gibi bir hal oluşuyor. Dolayısıyla çok rahat oluyor her şey. Elbette sahneye çıkıp elinde mikrofon bir grup insana şarkı söyleyip sonra sahneden inip ikizleri anaokuluna götürmek, eve gidip şarkı yapmak farklı şeyler. Hayat sahneden inince devam ediyor. Ama sanırım o hayatın içinden geçen ve iki dünyanın arasını çok açmayan gruplar gerçek gruplar oluyorlar. İçine kapanık ve sessiz bir insan olduğumu söylerler ama zaten yaptığım müzik ve sahnedeki halimle “rock star” olmaya oynamıyorum.

Albümün kapağında Metin Kurt var. Nedir mesajınız?

Türlü sululukların ve şaklabanlıkların ortasında, bunlara karşı durmuş ve 20 yılda bugüne gelmiş bir grup olarak, Metin Kurt’u kendine has duruşuna saygımızdan kapağa taşıdık. Bugün milliyetçiliğin vardığı noktada, milli takım forması içinde sosyalist bir adam olması bizim için özel bir şeydi. “Önümüzdeki maçlara bakacağız”ın ötesine gidemeyen futbolcuların, “yeni albüm şöyle oldu” “yeni klibi şu şarkıya çekeceğiz”den fazlasını söyleyemeyen şarkıcıların ülkesinde, “bizim durduğumuz yer burasıdır” diyen bir kapak oldu bence.

KADIKÖY’ÜN İSTANBUL İÇİN FARKLI BİR ANLAMI VAR

Kesmeşeker demek Kadıköy demek. Kadıköy demek Kesmeşeker demek… Neden Kadıköy?

Müziğimizin Kadıköy kısmını açıklamak o kadar kolay değil. Ama dediğin bağ hep kuruluyor. “Kadıköy sound” diyenler bile var bizim müziğimiz için. Kadıköy’ün İstanbul içinde farklı bir duruşu var. Daha üretim bazlı bir yer. Daha Anadolu. Daha sakin. Daha sessizdir. Bizim şarkılarımız sıklıkla Kadıköy’de geçer. Şarkılarında Kadıköy adı en çok geçen grup olabiliriz.

BirGün Gazetesi / 13 Ocak 2012

Bir Cevap Yazın

Kesmeşeker BirGün Röportajı / Ocak 2012

‘Cilalı bir rock grubuna göre daha ahşap bir halimiz var’
Kadıköy, çay, tütün ve Kesmeşeker… Çok fazla söze gerek yok. Kadıköy’de âşık olan bilir aklımdan geçeni. Okulu kırıp Süreya Sineması’nın karanlığına sığınan bilir.

(daha&helliip;)

Bir Cevap Yazın

Top