Konum
Anasayfa > multimedya > Röportajlar > Kesmeşeker Zaman Röportajı / Ocak 2012

Kesmeşeker Zaman Röportajı / Ocak 2012

Rock müziğin sevilen alternatif gruplarından Kesmeşeker, sekiz yıl sonra sahalara geri döndü! Grup, ‘Doğdum Ben Memlekette’ albümünde, eski futbolcu Metin Kurt’a da selam gönderiyor. Metin Kurt gibi ‘ceza sahasında yalnız’ olan Kesmeşeker’e göre, o yalnızlığın anlamı çok büyük.

 

2004’ten sonra gelen bir albüm, Doğdum Ben Memlekette. Kesmeşeker’i 8 sene bekleten neydi?

Birincisi, şarj olmamız gerekiyordu. 2004’te hem albüm hem de benim ‘Andıran Otu’ diye bir kitabım çıkmıştı. Daha önemlisi hayat gailesi… Benim ikizlerim, arkadaşımız Can’ın oğlu oldu. Hayatın içine girmek, gruba da yaradı. O sıralarda Kesmeşeker konser veriyordu; ama bu kadar göz önünde değildi.

Bu boşlukta çok önemli isimler de gruba girdi. Mavi Sakal ve Karapaks’tan Kaan Altan, Kargo’dan Mehmet Şenol Şişli, Demirhan Baylan, Serdar Öztop… Grubun bu kadar sirküle olması neden?

O bizim geçimsizliğimizden değil de, ülke şartlarından ortaya çıkan bir hareketlilik. 90’daki kadroyla gitmek, ideali; ama bu kadar çok eleman değişmesi, gruba da bir dinamizm kazandırdı. Şarkı yazarı ve solist aynı olduğu için, eleman değişikliklerini kontrol altında tutabildik. Yoksa kimseyle tartışma sonucu ayrılmadık. Herkes, kalben Kesmeşeker’in elemanıdır. Kime söylesek, gelir bugün de çalar.

Sizinle anılan bir ‘Kadıköy soundu’ var. Şimdi “Kadıköy’den vapura bindik, gidiyoruz.” deseniz de; o sound, bu albümde ne kadar var?

Vapura binip karşıya geçtik; ama döneceğiz. Bu, uzun da sürebilir. Ne olacağı belli olmaz. Bizim hayatımızın geçtiği, dünyaya baktığımız yeri anlatan bir sözcük: Kadıköy. Türkiye’nin birçok yerine konsere gidiyoruz; ama oralara ‘Kadıköy’e ait izler’ taşımıyoruz. Kadıköy’de doğduk; ama ‘Kadıköy’den dünyaya bakıyoruz’ cümlesi de ne kadar doğru bilmiyorum. Amaç o kokuyu vermektir. ‘Sinema çıkışında, yağmur altında’ deyip Kadıköy’ü anlatmaktır. Yoksa ‘Kadıköy milliyetçiliği’ yapmıyoruz.

Kadıköy vurgusu, alanı daraltmıyor mu?

Aslında hayır. 1995’te Konya’ya konsere gitmiştik. Daha duyulmamışken, orada insanlar bize ‘Abi, Kadıköy soundu nedir?’ diye soruyordu. İnsanlar bu tip tanımlamaları seviyor. Lokalleşme konusuna çok takılmıyorlar. İnsanlık hallerinde bazı hissedişler aynı. O bir grubu hapsedecek durum değil, dolayısıyla.

Kesmeşeker’in tasavvufa, futbola yanaşan da bir tarafa var. Metaforlarınız, insanların zihninde farklı çağrışıyor. Atlar Dönmedi gibi: ‘Henüz atlarım dönmedi, geçmişten…’

Aslında bunu anlatmaya çalışmak, tehlikeli. Şarkının içinde geçmişe bir selam var. Ama bu nostaljik anlamda, ‘Ne güzeldi’ demek, değil. O yılların güzel değerlerine selam çakan bir şarkıdır. Kıyısından köşesinden o zamanları yakaladık. Şimdiki kuşağa bu değerleri hatırlatmak da bizim misyonumuz.

‘Senin seksenlerin, doksanların ne oldu? Şeytan aldı, götürdü. Benimkiler kayıp…’ derken, yanlış olan zaman mı, insanlar mı?

Zaman yanlış olamaz. ‘Yanlış zamanda doğdum’ sözüne inanmıyorum. Zamanı 180 derece tarayabilen bir insan, zamanla ilgili bilince varmış demektir. Ama bunu kaçımız yapıyor ya da yaptırıyorlar? Bu, iç görü gerektirir. Zaman ve emek ister. Kendimizi ‘X kuşağı’ gibi kayıp kuşaktan görebiliriz.

İnsanın, yaşadığı sistemle arasındaki o patolojik ilişkiyi, en iyi yansıtan sanatçılardansınız. İkisi iç içe nasıl geçiyor?

Bizim anahtarımız samimiyet. Eleştirel bir durumumuz var. Bu tip şarkı sözlerine, ülkemizde pek de rastlanmadığı için, İnsulin’den sonra, ‘İçinde İçindekiler Vardır’ albümüyle bazı tepkiler gördük. ‘Bu, nasıl bir iştir?’ diye…

Kesmeşeker’in dikkat çektiği bir olgu da, kirlenme. Bütün günahı zamanın üzerine atıyoruz. Kesmeşeker ise ‘Kirlensen bile eğilme’ diyor, ‘Eğ başını eğeceksen, yalnızca aşk için eğ’ sözleriyle…

İşin kirlenme kısmı, solo albümde de vardı, ‘İki taştan bir kale olmaz artık… derken. O saflık ve naiflik kayboluyor. Ya da kaybettiriliyor. Dik durmak meselesini, Yoğurtçu Parkı’ndaki ağaçlara benzetebiliriz. Onlar da trafiğin ortasındalar. Her gün egzoz dumanı ve gürültüler içindeler. Yanlarından da Kurbağalı Dere akıyor. Her şeye karşın, yıllardır ayaktalar. Modern deyimle ‘detoks’ diyorlar ya, ama içsel detokstan kimse bahsetmiyor. Ruhani detoksa girmeden sonra, gerisi ıvır zıvır…

Albümün kapağını sosyalist kimliğiyle de tanıdığımız Galatasaraylı Metin Kurt süslüyor. ‘Metin Kurt gibi yalnızız-Ceza sahasında… diyen bir şarkınız da var. Nasıl bir yalnızlıktır bu?

Dayatılan insan tipinin dışında durmaya çalışanların, inandığı yolda yürüyenlerin, başını sadece aşk için eğenlerin yalnızlığıdır, bu. Bu yalnızlık, bir ceza olarak da algılanabilir. Seni bir ceza sahasına da koyabilirler. Seçtiğin yolda kalabilirsin. Bu, bir tür bedel ödemektir.

 

Oldu mu hayatınızda bu tip bedeller?

Tabii, 90’larda yola çıkmış bir grup olarak, o zaman için standartların dışında kalmanın bedelini çok ödemişizdir. Bu bedeli gönüllü ödediğimiz için, bundan şikâyetçi olmadık. Ama bu şikâyeti ranta dönüştüren de çok. Bu işte maddi bedeller ödeyeceğimizi biliyorduk. Ben o bedellere sahip çıkıyorum. Onlar ödenmese, bugüne gelemeyecektik belki de.

‘Çıkmaz bana ilk turlarda kolay rakip’ derken; albümdeki futbol vurgusu neden bu kadar güçlü?

Eski albümlerde de vardı, bu. Çocukken futbol oynamışlığımız var. Kocaeli’nde Esenspor’dan teklif almışlığımız da vardı, amatör kümeden. Ama gitmedik. Kocaeliliyim ben ve Kocaelispor’un maçlarına çok gittim. Futbol temiz olduğu sürece, hayatı birebir anlatan bir oyundur. Metin Kurt o temizliği temsil ediyor, bizim için.

Türk futbolundaki kirliliğinin kendi hayatlarımızın kirliliğiyle bir alakası var mı?

Tabii. Bu kadar büyük paranın olduğu bir endüstride, temiz olmak diye bir şey söz konusu olamaz. Bu, büyük bir oyun ve milyarlarca dolar para dönüyor. Arsada, mahallede oynanan oyundur, gerçek olan. Stada girdiğinde şova dönüşüyor. Dekoder satmalar, ihaleler, play-off sistemine geçmeler, taraftarı müşteri görme zihniyetinden başka bir şey değil. Yoksa 50 bin insanı, bir pazar günü, 90 dakikalığına futboldan başka bir araya ne getirebilir ki?

Adeta kısa bir kardeşlik manifestosu yazmışsınız: “Seni kendimle takas ettim-Güzel kardeşim…” Bunun için insanın kendinden geçmesi ve karşı tarafa kendini emanet edebilmesi gerekmiyor mu?

Çok zor tabii; ama ondan da önce empatiye daha uygun bir yapısı var. O empatiyle, takas durumu olsa, yaşadıklarımızın birçoğunun saçma olduğunu anlayacağımız için, insanlık için birçok şey daha kolay olabilirdi. Kendimle takas ettiğim anda, onun kardeşim olduğunu anlıyorum. Zor; ama denemeye değer.

“Aşka giden bir turist kafilesinde-Foto makinesi olmayan tek insan-Aşkın resmini çekmemekle-Aşkın bir tavra sahip…” Aşkın fotoğrafını çekmeyip, yaşamayı tercih ediyor. ‘Dem bu dem’ kelamındaki gibi mi?

Haklısınız, bir tasavvuf vurgusu var. Çift katlı bir metin bu. İçsel bir anlamı var. Okuyunca dışsal bir anlamı da var. Aşkın resmini çekmemek, günümüzdeki ‘aşk’ sözcüğünün ne kadar hırpalandığını görmek ve bundan kazanç sağlamak adına yazılmış da olabilir. Bu, nokta nokta nokta bir durum. Aşkın kendisinin kaybettiği bir şey yok, elbette. Gerçek aşkı sadece yaşarsın.

 

Kesmeşeker / Zaman / 01.01.2011

Bir Cevap Yazın

Kesmeşeker Zaman Röportajı / Ocak 2012

Rock müziğin sevilen alternatif gruplarından Kesmeşeker, sekiz yıl sonra sahalara geri döndü! Grup, ‘Doğdum Ben Memlekette’ albümünde, eski futbolcu Metin Kurt’a da selam gönderiyor. Metin Kurt gibi ‘ceza sahasında yalnız’ olan Kesmeşeker’e göre, o yalnızlığın anlamı çok büyük.

(daha&helliip;)

Bir Cevap Yazın

Top